17 Nisan 2012 Salı
12 Nisan 2012 Perşembe
Karton Külleri Tanıtım Filmi
Kısa zaman sonra çıkacak olan kitabım için Murathan Özbek'in hazırladığı tanıtım filmi;
Dikkat! Yüksek gerilim hattı!
Dikkat! Yüksek gerilim hattı!
3 Nisan 2012 Salı
F Tipi Taksi Dolmuş
Bir burun çekme sesiyle dağıldık biz. Ama öncesi var; kucağında çiçeklerle taksiye binen kız, sürekli iç çekip dudaklarıyla şarkılara eşlik eden taksici ve sesi soluğu çıkmayan diğer üç yolcu.
İster istemez taksicinin dinlediği radyoya kulak verdik. Adını bile bilmediğimiz şarkı bitti, canlı yayına bir kadın bağlandı ve şarkı istedi:
[...] şey, ben, Erkan Oğur'dan Mamoş'u istiyorum, benden Adana F Tipi Kapalı Cezaevi'nde yatmakta olan Eşim'e gelsin. Son görüş günü onu çok kırdım, çok üzdüm, şu an dinliyordur herhalde, onu çok seviyorum. [...] dedi ve kapattı telefonu, telefonun öbür ucunda bulunan, yani radyo programını yapan birkaç saniye sessiz kaldı, sonra Mamoş geldi.
Taksici apar topar bir sigara yaktı, kucağında çiçeklerle koltuğa sığmayan kız yaklaşık yarım dakika sonra burnunu çekti ve biz, arka koltuktakiler, birkaç damla yaş yüzdürdük F Tipine.
Düşünsene, dinleyip dinlemediğini bilmiyor bile.
Düşünsene, eline telefonu alıp paylaşamıyor, o an yaşadığı duyguyu bile.
Düşünsene, kaç zaman sonra ilk kez görmüş, kalbini kırmış, her saniye aklında, getiremiyor cümlesinin sonunu bile.
Düşünsene,
Ya da boşver, düşünme.
mirfanK'12
30 Mart 2012 Cuma
Yolun Biri
Mutluluğa giden birçok yol var elbet fakat en başarılı yollardan birisi kesinlikle "beklentileri indirgemek."
Dışsal etkenlere bağlı ve sürekli değişken olan bu duygu durumunu içsel etkenlere bağlamak gerek bazen. Yani insan, en az, çevresinden bekledikleri kadar kendine bir şeyler katmalı. Sürekli ellerimizin arasında olduğunu düşündüğümüz için parmaklarımızı birbirine yapıştırıp öyle dolaşıyoruz. Hani şu "kayıp gidecek mi yoksa?" tedirginliği, ondan bahsediyorum. Belki mutluluğumuz parmaklarımızın arasında dolaşan rüzgâr olacak, biliyor muyuz? Hayır.
Sohbetini sevdiğimiz bir dost arasın diye bekliyoruz, küçük sürprizler hazırladığımız insanlardan bir -karşılık- bekliyoruz, çok çok eski arkadaşlarımızı yoklayıp mazide kalan ve kalması gereken o nadide sohbetlerin tekrarını bekliyoruz, eski sevgiliden -hatırlama- becerisini ve bunu -hissettirme- duygusunu bekliyoruz, çalıştığımız yerde alt ve üst kesimden -anlayış- bekliyoruz, iş arkadaşımızdan -pratik zekâ-, ailemizden -karar desteği-, arkadaşımızdan ansızın gelen -nasılsın?- sorusu, dolmuş şoföründen -kibarlık-, yeşilden bir önceki sarı ışık yandığı zaman arkadaki sürücüden -sabır-, hastane güvenliğinden -güler yüz-, kim olduğunun önemi olmayan birinden -iyi ki varsın-, başımızı yastığa koyduğumuzda aklımıza ilk gelen soruya, bir daha gelmemesi için okkalı bir -cevap-, yani uzun lafın kısası, kendimize etraflıca yaptığımız o bol süslü -insanlık- tanımının bir örnekle sağlamasını yapmayı bekliyoruz.
Ne çok şey!
Tüm bu beklentileri bir doz azaltmak, mutluluğa bir adım atmak demek.
Gerçekten.
Dışsal etkenlere bağlı ve sürekli değişken olan bu duygu durumunu içsel etkenlere bağlamak gerek bazen. Yani insan, en az, çevresinden bekledikleri kadar kendine bir şeyler katmalı. Sürekli ellerimizin arasında olduğunu düşündüğümüz için parmaklarımızı birbirine yapıştırıp öyle dolaşıyoruz. Hani şu "kayıp gidecek mi yoksa?" tedirginliği, ondan bahsediyorum. Belki mutluluğumuz parmaklarımızın arasında dolaşan rüzgâr olacak, biliyor muyuz? Hayır.
Sohbetini sevdiğimiz bir dost arasın diye bekliyoruz, küçük sürprizler hazırladığımız insanlardan bir -karşılık- bekliyoruz, çok çok eski arkadaşlarımızı yoklayıp mazide kalan ve kalması gereken o nadide sohbetlerin tekrarını bekliyoruz, eski sevgiliden -hatırlama- becerisini ve bunu -hissettirme- duygusunu bekliyoruz, çalıştığımız yerde alt ve üst kesimden -anlayış- bekliyoruz, iş arkadaşımızdan -pratik zekâ-, ailemizden -karar desteği-, arkadaşımızdan ansızın gelen -nasılsın?- sorusu, dolmuş şoföründen -kibarlık-, yeşilden bir önceki sarı ışık yandığı zaman arkadaki sürücüden -sabır-, hastane güvenliğinden -güler yüz-, kim olduğunun önemi olmayan birinden -iyi ki varsın-, başımızı yastığa koyduğumuzda aklımıza ilk gelen soruya, bir daha gelmemesi için okkalı bir -cevap-, yani uzun lafın kısası, kendimize etraflıca yaptığımız o bol süslü -insanlık- tanımının bir örnekle sağlamasını yapmayı bekliyoruz.
Ne çok şey!
Tüm bu beklentileri bir doz azaltmak, mutluluğa bir adım atmak demek.
Gerçekten.
mirfanK'12
13 Mart 2012 Salı
16 Şubat 2012 Perşembe
1 Şubat 2012 Çarşamba
İskemle
![]() |
| Murathan Özbek |
Avuçlarımdaki tırnak izleri konuştu: "Biraz daha bekle!"
Gözlerinin içine bakarken ruhunun can çekiştiğini görebiliyordum. Ama dudakları hiçbir zaman "bırak beni" acizliğine düşmedi. Onun yaptığı şeyin adı -fazla gurur- olmalıydı. Peki bunlar benim umrumda mıydı? Tabii ki hayır.
Dünyada en çok kıymet verdiği şeyi kaybeden birisi için yaşamanın pek anlamı olmuyor. Babamı kaybettiğimin ilk haftası bir sürü intihar girişimim olmuştu. Bazen küvetten topladılar beni, bazen pervazdan. Şimdi bunları sesli düşündüğümü göz önüne alırsak bu girişimlerimin hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Yani yine çuvalladım.
Şimdi onu anlayabilmem için birisinin gelip sokak ortasında ablamı deşmesi gerekir. Ama benim ablam yok. Üstelik birisinin ablamı bilmem kaç yerinden bıçaklayabilmesi için benim aptal olmam gerekir. Evet, şu karşımda oturan sürtük tam bir aptal!
Ablasının omzuna saplanan ilk bıçaktan sonra attığı çığlık vesilesi ile uçuşan güvercinleri seyredecek kadar duygusuz birinden bahsediyoruz. Neyse ki tam zamanında kapattım ağzını ve ısırdığı parmağım onu susturmaya yetti.
Gözümü kapatıp kolumu açtığımda bir damla terin alnımdan sıçradığını hatırlıyorum. Sonra kollarımda bir ağırlık hissettim. Cansız bedeni üzerime çullanmıştı. O kadar hırpalamışım ki tırnaklarını uzun bir süre silkelemek zorunda kaldım. Deri montumu kanın bulaşmadığı karlarda temizledim. Tüm bunlar olurken o aptal kardeşi de bir çöp tenekesinin yanına sığınmış yine aptal aptal bir kediye bakıyordu.
Kar kristallerinin sokaktaki tüm gürültüyü yuttuğunu anlayabilmem zor olmadı. Ama bu kar tanelerinin bana yaptığı en büyük iyilik ise sokakta kimseyi bırakmamış olmasıydı. İnsan tenine düşüp eriyen bir şeyden neden bu kadar korkar ki? Herkes evine sığınmış, camın önüne oturmuş, korkusundan perdeyi bile aralayamamış ve saçma bir romantiklik peşinde! Sokaklarda insanlar ölüyor sebepsiz yere!
Tahminime göre yaklaşık yarım saat sonra bu kan havuzu kapanacak, en iyisi sevgilimi çöpe atıp gitmeliyim. Giderken de kardeşini yanıma alayım. Malum hayat devam ediyor, ablasına kaldığım yerden kardeşine başlayacağım. Evet, sevdim bu fikri.
[...] [...] [...]
Ablanı sadece sevmiştim. Şimdi sıra sende.
-İlk bölüm sonu-
Fotoğraf: Murathan Özbek
mirfanK'12
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

